Yazarlar

Türkiye’de Dublaj Sanatçısı Olmak

Cüneyt İngiz

Seslendirme sanatı Türkiye’de çok uzun yıllar öncesine dayanan bir meslektir. Dönemin tiyatro sanatçıları televizyonun hayatımıza girmesiyle seslendirme sanatını icra etmeye başlamışlar. İlk defa icra ettikleri bu sanata belli kurallar koyarak kalite çıtasını epey yükseltmişler. Bu sayede o dönemlerde dünyada en iyi seslendirme yapan ülkeler arasında ilk üçe girmeyi başarmışlar.

Teknolojinin hızla gelişmesi ile birlikte tek kanallı televizyon döneminden çok kanallı döneme geçilmiş ve seslendirme alanında da ciddi bir çalışma yükü oluşmuş. Seslendirme stüdyolarının ardarda açılmasıyla birlikte, bu meslekte yer almaya başlayanlar, önce iyi bir diksiyon eğitimi alarak, stüdyolarda stajer olarak çalışmaya başlamış. Ustaların yanında seslendirme sanatını öğrenen gençler bayrak yarışını bugünlere kadar devam ettirmişler.

1997 yılında hayran olduğum ve yapmayı çok istediğim seslendirme için çalıştığım tiyatrodan izin alarak Türkiye’nin en önemli stüdyolarından biri olan Senkron Stüdyoları’na başvuru yaptığım günü dün gibi hatırlıyorum. Bana önce sık sık stüdyoda ustaları dinlemem gerektiği, iyi dinleyerek onların kurallarını öğrenmemin şart olduğunu söylediler. Ben zaten hayranı olduğum mesleğe böylece adım atmış oldum. Devlet Tiyatroları Sanatçısı Atilla Olgaç’ın o dönem meşhur olan Fanatik adlı filmde Robert De Niro’yu seslendirirken anladım doğru yerde olduğumu.

Yıllar yılları kovaladı ve Türkiye’de özel televizyonlardan sonra dijital platformlar bir bir açılmaya başladı. Artık daha çok stüdyoya ihtiyaç vardı ve bunun için tiyatro oyuncuları dışında dublaj eğitimi veren özel eğitim kurumlarından stajer öğrenciler yetişmeye başladı. Öğrenciler eğitimlerini tamamladıktan sonra mesleği öğrenmek adına ustaları dinlemek için stüdyolara yöneldiler.

Bu noktadan itibaren de seslendirme sanatının sıkıntıları da başlamış oldu. Kanalların artması ile seslendirme alanında talebin artması ve daha çok iş olmasıyla birlikte ciddi bir sektör olması gerekirken, işleyiş tam tersine döndü. Stüdyo sayısı çok fazla artmaya başlayınca, sinema platformlarından iş kapabilmek uğruna önce seslendirme fiyatları düşmeye başladı. Ardından sanatçılarına haftalık ödeme yapan stüdyolar önce aylık sonra iki aylık, hatta üç aylık ödemelere başladılar. Hele bazı stüdyolar biz sadece seslendirme sanatçısı yetiştiriyoruz diyerek birçok genci ücretsiz olarak çalıştırarak, kazanç elde etmeye başladı.

Bu noktadan itibaren işler rayından çıktı. Seslendirme sanatçıları kendi arasında birleşip, gerekli tepkileri stüdyo ve film kanallarına yansıtamayınca, seslendirme alanında grev kararı aldıkları halde, gerek meslek içinden grev kıranlar, gerekse de stüdyoların başka sektörlerden insanları seslendirme alanına alarak grevi engellediğinden günümüzde artık hobi gibi yapılır hale gelmiştir.

Seslendirme sanatçılarının aldığı ücretlerin çok komik rakamlar haline gelmesi, stüdyoların daha çok para kazanmak uğruna seslendirme kadrolarını küçülterek, bir süre sonra hep aynı kişilerin konuştuğu filmler ortaya çıkarması, film kanallarının seslendirme kalitesinden çok ucuza çıkarılmış bütçelerle seslendirilmesine ses çıkarmaması, son olarak da film kanallarına ödeme yaparak abone olan seyircilerin kötü ve başarısız seslendirmeleri olduğu gibi kabullenmeleri Türkiye’de seslendirme sanatının büyük yaralar almasına sebep oldu. Artık Türkiye dünya sıralamasında çok daha aşağılara indi.

Yerli dizilerde bir oyuncunun üçte biri kadar seslendirme ücreti alan sanatçıları diziyi sürükleyen, karakteri karakter yapma özelliğini kattıkları halde çok daha ucuza çalışmak zorunda kaldılar. Buna birçok örnek vermek mümkün ama isim zikrederek kimseyi rencide etmeye gerek yok. Mesele kişiler değil, bir sektörün batmamak için çırpınması.

Son yıllarda Oyuncular Sendikası’nın Mikrofon Oyunculuğu alt başlığını kabul  ettirmesi meslek adına çok iyi bir gelişme olsa da, henüz tam olarak yaptırım gücü olmayan sendikanın etkisini kurumlara yansıtamaması sorunların büyümesine sebep oluyor.

Bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen, seslendirme sanatını gönülden devam ettiren biz seslendirme sanatçıları ustalarımızdan öğrendiklerimizi, disiplin ve kalite kurallarına dikkat ederek devam ettirme gayreti içindeyiz.

Bu noktada en önemli olarak gördüğüm çözüm için şahsi fikrim şöyle; seslendirme sanatçılarının şartların düzeltilmesine kadar yerli, yabancı, televizyon, sinema ve reklam sektörlerinde hiçbir işe seslendirme yapmamaları, sendika ile ortak hareket ederek, kurallarını kabul ettirinceye kadar susmasıdır. Nitekim Amerika’da senaristler sendikalarının da desteğini alarak ücretlerinde düzeltmeler yapılana kadar dizi yazmayacaklarını bildirince başlayan kriz, bir ay sonra yapımcıların pes etmesine sebep oldu.

Yine de gönülden yapılan her iş güzeldir diye düşünerek sektöre emek veren toplamda iki yüz elli kişiyi geçmeyen sanatçıların gönülden yaptıkları işin kalitesi de yüksek oluyor. Türk seyircisinden ise en büyük beklentimiz, her ay para ödedikleri dijital platformlardaki filmlerin seslendirme kalitesini takip ederek, kötü seslendirilen filmlerde altyazı seçeneğine geçmek yerine, platformun şikayet mercilerine bildirmeleridir. Yani ödedikleri paranın hakkını arayarak, kaliteyi yükseltmeye yardımcı olmalarıdır.

İyi seyirler,

Cüneyt İngiz
Tiyatro Oyuncusu – Seslendirme Sanatçısı
www.cuneytingiz.com

Yazımızı beğendiyseniz paylaşım butonlarını kullanarak sosyal medyada paylaşıp daha fazla kişiye ulaştırmanızı rica ederiz. Bizi Twitter üzerinden @kanguruhaber hesabından, Instagram üzerinden @kanguruhaber hesabından da takip edebilirsiniz.

Yorum yapmak, eklemek ya da düzeltmek için aşağıdaki yorum kısmını kullanabilirsiniz.

2 Yorumlar

Yorum yazmak için tıklayınız

Sponsorlu

Google +

E-posta ile Abone Ol

Haber Bültenlerimize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin. 3'cü şahıslara satılmaz.

Sponsorlu

sanalbasin.com üyesidir
Bumerang - Yazarkafe