Yazarlar

Yaşlanıyor Musun, Olgunlaşıyor Musun?

Ömrü olan gün be gün yaşlanır. Bunun için bir özel bir gayrete ihtiyaç yoktur. Olgunlaşmak ise, kişinin hayatına bir şeyler katmasıyla oluşur.

Yaşlananlar, yaşama tanıklık eder, adeta olayın tutanağını tutarlar. Tutar ama ‘Ölene tabut, kalana zabıt, maktul derdest, katil firar, asayiş berkemal,’ kabilinden tutar. Sadece yapması gerekeni yapar. Tek amacı acıdan kaçınmak olduğundan mümkünse hiç risk almaz. Amacına uygun bir yol tutturur ve yolundan asla vazgeçmez. Yeni ve daha güzel çözümler aramaz. Bu insanlar bana ayak nasırını hatırlatıyor. Eğer ayağınızı sıkan bir ayakkabı giyerseniz, ayak acıyan bölgenin derisini, kendini korumak için nasırlaştırır. Oysa nasır ayağın hacmini büyüttüğü için, ayakkabının daha fazla sıkmasına ve daha fazla ağrı oluşturur. Vücut bu bilgiyi ayakkabının olmadığı dönemde öğrenmiş ama bildiğinden şaşmadan devam etmektedir.

Yaşama tanıklık etmekten öte, olan bitenin farkına varmaya çalışmak işin rengini değiştirir. Farkına varmaya çalışan, anlamaya analiz etmeye çalıştığından daima uyanık olur, tetiktedir, olayın derinine inmeye çalışır. Hatta başkalarının başına gelenlerin kendi içinde ne gibi dalgalar yarattığını, hangi duyguları uyandırdığını da anlamaya çalışır. Gün gün daha hassas daha duyarlı hale gelir. Yaptığı bir hatadan ders alarak aynı hatayı tekrarlamamaya çalışır. Daha güzel çözümlere açıktır.

Örneğin, ‘Öfkeyle kalkan ziyanla oturur,’ deriz. Ne kadar ziyan ettiğimizi bakın Buddha ne güzel anlatmış: “Öfkeye tutunmak zehri kendin içip, ötekinin ölmesini beklemek gibidir. Kin taşımak, yanan bir kömür parçasını başkasına atmak için eline almak gibidir. Nefret hiç bir zaman nefretle yok edilemez. Nefret sevgiyle yok edilir. Bu ölümsüz kanundur.” Öfkenin zararının farkına varıp, çözüm arayanlar olgunlaşır, ‘Pire için yorgan yakarım’ veya ‘Küstüğüm dağın odununu kesmem,’ diyenler yaşlanır.

Olgunlaşma gayretinde olanlar, kendini ve başkalarını her geçen gün daha fazla anlamayı öğrenirler.  Anladıkça duyarlılaşırlar. Duyarlı olan, dünyanın öbür ucundaki insanın acısını hisseder. Ona nasıl yardım edebileceğini düşünür. Böylece duyarlılığı artan insanın acısı da artar. İnsanların ekseriyeti sırf acıdan kaçınmak için olgunlaşmayı tercih etmezler.

Acıdan kaçınmak için, kalplerinin nasır bağlamasına izin verenlerin, gözden kaçırdığı şey ise, acıdan kaçınan zevkten de kaçınmış olur. Çünkü ancak acıyı yaşayan zevki yaşabilir. Çünkü acıyı anladığınız kadar zevki anlarsınız. Tıpkı gece olmadan gündüzü,  ölüm olmadan yaşamı, yükseğe çıkmadan derinliği anlamanın imkansız olduğu gibi.  Hayat zıtlarıyla anlaşılabilir.

Duyarlı olup acı çekmektense, duyarsız olur, acıdan kurtulurum diyenler,  sadece yaşlanıyor ve gömüleceği günü bekliyorlar.

Hüseyin Güdücü
drguducu@hotmail.com

Yazımızı beğendiyseniz paylaşım butonlarını kullanarak sosyal medyada paylaşıp daha fazla kişiye ulaştırmanızı rica ederiz. Bizi Twitter üzerinden @kanguruhaber hesabından, Instagram üzerinden @kanguruhaber hesabından da takip edebilirsiniz.

Yorum yapmak, eklemek ya da düzeltmek için aşağıdaki yorum kısmını kullanabilirsiniz.

Yorum ekle

Yorum yazmak için tıklayınız

Sponsorlu

Google +

E-posta ile Abone Ol

Haber Bültenlerimize abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin. 3'cü şahıslara satılmaz.

Sponsorlu

sanalbasin.com üyesidir
Bumerang - Yazarkafe